YÜZYILLARA GÖRE TÜRK DÜNYASİ

 

image00152.jpg

Türklerin Ana Yurdu: Orta Asya ve Sibirya

Ön Türkler

Orhun Yazıtları’nda kullanılan dil, Türk dilinin ve Türk halklarının çok eskiye dayandığını göstermektedir. Hunlar öncesi Türk toplulukları hakkında,

  • Karasuk kültürü
  • Afayesnova kültürü
  • Andrenova kültürü
  • Anav kültürü

olarak adlandırılan dört ana bölgeden bahsedilmektedir. Ön-Türkler hakkında Şölgentaş, Kurgan, Pazırık kalıntıları bulunmaktadır.

Ön-Türkler Orta Asya’daki iklimsel değişikler yüzünden yerleşik hayattan, göçebe hayata geçmek zorunda kalmışlardır. Kendilerine yazlık ve kışlık bölgeler tayin etmişlerdir. Ön-Türkler ile ilgili yapılan araştırmalarda yerleşik kültüre ait objelere rastlanılmaktadır. Ön-Türkler’de geyik ön plana çıkmaktadır. Türk kavimleri atla göçebe hayata geçtikten sonra tanışmıştır. Ön-Türkler’e ait mağara resimlerinde “geyik boynuzu takmış at figürlerine” rastlanılmaktadır. Bu durum, Türklerin ata geçiş dönemi yaşadıklarını göstermektedir.

Orta Asya’da görülen iklim değişiklikleri, Türk kavimlerinin ilk göç hareketlerine sebep olmuştur. Hint yarımadasına, Ortadoğu’ya, Karadeniz’in kuzeyine, Çin’e, Sibirya’nın kuzeyine doğru göçler yaşanmış ve Türk kavimleri oradaki halkların içine karışmışlardır. Göçü tercih etmeyen Türk kavimleri ise Orta Asya’nın değişen koşullarına adapte olmaya çalışmışlardır.

M.Ö. 400 yıllarında Saka ya da İskit olarak adlandırılan Batı Türkistan ve Karadeniz çevresinde kurulan ve Orta Asya’nın içlerine doğru uzanan devlete ait buluntularda Türk kültürünü yansıtan objelere rastlanılmaktadır. Bu durum, Sakaları oluşturan halkın bir kısmının ya da Saka devletinin Türk olduğu yönünde düşüncelere sebep olmaktadır. Tarih bilimcilerin bir kısmı ve Türkolog’lar Sakaların Türk olduğunu ileri sürmektedir. Hun devletinin ise Sakaların çöküntüye geçmesiyle doğu kanadını idare edenlerin ve doğu kanadı halklarının kurduğu bir devlet olduğu görüşünü benimsemektedirler.

İlk Çağ’da Türk Dünyası

İlk çağ’da Tüm Orta Asya’yı egemenliği altına alan devlet, Çin kaynaklarında Hiung-nu olarak geçen Büyük Hun İmparatorluğu’dur. M.Ö. 220 yıllarında kurulduğu tahmin edilen bu devlet, Türk boylarının konfederatif birliğine dayanmaktadır. M.Ö. 220 yıllarında Teoman ve yerine geçen oğlu Mete Han (Mo-dun) döneminde güçlenmiştir. Büyük Hun İmparatorluğu ve yarattığı tarihi etkiler M.S. 500′lere kadar sürmüştür. Bu dönemde Türk kavimlerinin en büyük düşmanı Çin olmuştur.

Büyük Hunlardan sonra bu dönemin Türk devletleri;

  • Çiçi yönetimindeki Hunlar (Avrupa Hunları’nın ataları)(Batı Türkistan çevresi)
  • Kuzey Hun Devleti (Güney Sibirya)
  • Batı Hun İmparatorluğu (Güney Hunlar)(Çin Seddi’nin kuzey toprakları ve Doğu Türkistan)
  • 1.Chao Hun Devleti (Güney Hunlar’ın devamı)(Çin Seddi’nin kuzey toprakları ve Doğu Türkistan)

400′lerde Türk Dünyası

Büyük Hun medeniyetinin ortadan kalktığı bu dönem; Orta Asya’nın yeniden toparlanma dönemidir. Avrupa için Avrupa Hunları’nın dönemidir. Afganistan ve çevresinde de Akhunlar’ın görüldüğü dönemdir.

Bu yıllarda kurulan Türk devletleri;

  • Afganistan’da: Ak Hunlar
  • Avrupa’da:Avrupa Hun İmparatorluğu
  • Orta Asya’da: Tabgaç Devleti, Hsia Hun Devleti, Kuzey Liang Hun, Lov-Lan Hun, Asya Avarları, Otuz Oğuz ve Dokuz Oğuz Devletleri, Onogur Devleti.

500′lerde Türk Dünyası

  • Afganistan’da: Ak Hunlar
  • Avrupa’da: Avarlar
  • Kafkasya ve Karadeniz’de: Sibirler
  • Orta Asya’da: bölünen Tabgaç Devletleri, Orta Asya’yı yeniden tek çatı altında toparlayan Göktürkler.

600′lerde Türk Dünyası

  • Avrupa’da: Avarlar
  • Kafkasya ve Karadeniz’de: Hazar Kağanlığı
  • Kazan’da:Büyük Bulgarya ve İtil Bulgarları.
  • Orta Asya’da: Çin hakimiyeti.

700′lerde Türk Dünyası

  • Avrupa’da: Avarlar ve Tuna Bulgarları.
  • Kafkasya ve Karadeniz’de: Hazar Kağanlığı
  • Kazan’da:İtil Bulgarları.
  • Orta Asya’da: 2. Göktürk Dönemi ve Batı Türkistan’da Türgişler sonra Karluklar.

800′lerde Türk Dünyası

  • Avrupa’da: Peçenek Hanlığı, Uz Hanlığı, Tuna Bulgarları (874′de Slavlaştı)
  • Kafkasya ve Karadeniz’de: Hazar Kağanlığı
  • Kazan’da:İtil Bulgarları
  • Orta Asya’da: Doğu’da Uygurlar ve Batı Türkistan’da Karluklar.Sibirya’da Kimekler.
  • Mısır’da: Tolunoğulları.

900′lerde Türk Dünyası

  • Avrupa’da: Peçenek Hanlığı, Uz Hanlığı, Kıpçak Hanlığı, Macar Devleti. (955′de Slavlaştı)
  • Kafkasya ve Karadeniz’de: Hazar Kağanlığı
  • Kazan’da:İtil Bulgarları
  • Orta Asya’da: Doğu’da Kırgızlar ve Kansu Uygurları, Turfan Uygurları; Batı Türkistan’da Karahanlılar; Çin sınırında Şato Türk devletleri.
  • Afganistan ve İran’da: Gazneliler.
  • Mısır’da: Akşitler.

1000′lerde Türk Dünyası

  • Avrupa’da: Peçenek Hanlığı, Kıpçak Hanlığı
  • Kazan’da:İtil Bulgarları
  • Orta Asya’da: Kırgızlar ve Batı Türkistan’da Batı ve Doğu Karahanlılar; Uygur beylikleri; Hazar Denizi doğusunda Oğuz Yabgu Devleti ve 1040′da Selçuklular.
  • Afganistan ve İran’da: Gazneliler.
  • Anadolu’da:Selçuklular’a bağlı uç beylikleri.

1100′lerde Türk Dünyası

  • Avrupa’da: Kıpçak Hanlığı
  • Kazan’da:İtil Bulgarları
  • Orta Asya’da: Kırgızlar ve Batı Türkistan’da Batı ve Doğu Karahanlılar; Uygur beylikleri.
  • Selçuklu Devletleri:Irak, Kirman, Suriye, Horasan ve Anadolu Selçuklular; Azerbaycan-İran-Kerkük-Şam Atabeylikleri.
  • Batı Türkistan ve İran’da: Harzemşahlar.
  • Anadolu’da:İlk Anadolu Beylikleri ve Anadolu Selçuklu Devleti.
  • Mısır’da:Eyyubiler

1200′lerde Türk Dünyası

image0025.gif

1200′lerde başlayan Moğol istilası

  • Kazan’da:Moğol Hakimiyeti
  • Orta Asya’da: Moğol Hakimiyeti.
  • İran’da:Moğol Hakimiyeti.
  • Anadolu’da:Moğol Hakimiyeti ve 2.Dönem Beylikler
  • Mısır’da:Eyyubiler
  • Hindistan’da Delhi Sultanlığı

1300′lerde Türk Dünyası

  • Kazan’da:Altınordu Devleti.
  • Orta Asya’da: Çağatay Devleti.
  • İran’da:İlhanlı Devleti.
  • Anadolu’da: Osmanlı ve Diğer Beylikler; Akkoyunlular ve Karakoyunlular.
  • Mısır’da:Memlükler.
  • Hindistan’da Delhi Sultanlığı.

1400′lerde Türk Dünyası

  • Kazan’da:Altınordu Devleti.
  • Orta Asya’da ve İran’da: Timur Devleti.
  • Anadolu’da ve Avrupa’da: Osmanlı’nın Genişlemesi, Akkoyunlular.
  • Mısır’da:Memlükler.
  • Hindistan’da Delhi Sultanlığı.

1500′lerde Türk Dünyası

  • Kazan’da ve Karadeniz Kuzeyi’nde:Kazan Hanlığı, Kırım Hanlığı, Astrahan Hanlığı, Kasım Hanlığı.
  • Sibirya’da:Sibir Küçüm Hanlığı.
  • Orta Asya’da:Nogay Hanlığı, Kazak Hanlığı, Özbek Hanlığı, Hive Hanlığı, Doğu Türkistan Hanlığı.
  • İran’da: Safevi Devleti.
  • Anadolu’da, Avrupa’da ve Mısır’da: Osmanlı Devleti
  • Hindistan’da:Babürlüler.

1600′lerde Türk Dünyası

  • Kazan’da ve Karadeniz Kuzeyi’nde: Rus hakimiyeti.
  • Orta Asya’da: Buhara Hanlığı, Doğu Türkistan Hanlığı.
  • İran’da: Safevi Devleti.
  • Anadolu’da, Avrupa’da ve Mısır’da: Osmanlı Devleti
  • Hindistan’da:Babürlüler.

1700′lerde Türk Dünyası

image00311.jpg

Rusların Orta Asya ve Sibirya’ya doğru ilerleyişi

  • Kazan’da ve Karadeniz Kuzeyi’nde: Rus hakimiyeti.
  • Orta Asya’da: Kuzey bölgeler ve Sibirya Rus hakimiyeti. Buhara Hanlığı, Hokand Hanlığı, Kırgız Hanlığı, Doğu Türkistan Hanlığı.
  • İran’da: Afgan Hotaki Hanedanlığı, 1736′dan itibaren Avşar Hanedanlığı.
  • Anadolu’da, Avrupa’da ve Mısır-Afrika’da: Osmanlı Devleti
  • Hindistan’da: Babürlüler.

1800′lerde Türk Dünyası

image0048.jpg

Çin’in Orta Asya’ya ilerleyişi

  • Kazan’da ve Karadeniz Kuzeyi’nde,Kafkasya’da: Rus hakimiyeti.
  • Orta Asya’da: Kuzey bölgeler-Sibirya ve Türkistan’da Rus hakimiyeti.
  • Doğu Türkistan ve Moğolistan’da: Çin hakimiyeti.
  • İran’da: Avşar Hanedanlığı ve 1781′den sonra Kaçar Hanedanlığı (Türk soylu).
  • Anadolu’da, Avrupa’da ve Mısır-Afrika’da: Osmanlı Devleti.
  • Hindistan’da: 1850′ye kadar Babürlüler.(İngilizler’in işgali)

 1900′lerin Başlarında Türk Dünyası

  • Kazan’da ve Karadeniz Kuzeyi’nde,Kafkasya’da: Rus hakimiyeti.
  • Orta Asya’da: Kuzey bölgeler-Sibirya ve Türkistan’da Rus hakimiyeti.
  • Doğu Türkistan ve Moğolistan’da: Çin hakimiyeti.
  • İran’da: Kaçar Hanedanlığı (Türk Soylu)- Modern İran’a geçiş.
  • Anadolu’da, Avrupa’da ve Mısır-Afrika’da: Osmanlı’nın Çöküşü.
  • Hindistan’da: 1850′ye kadar Babürlüler.(İngilizler’in işgali)

image0052.gif

NOT: KIBRIS DA TÜRK YURDUDUR.

Yorum (yok) Yorum yaz! | Etiketler : TÜRK

ABD ve Basbug Alparslan Türkeş’in Konuşmaları

Açılım , ABD ve Basbug Alparslan Türkeş’in Konuşmaları

TBMM yayınları kapsamında basılan "Alparslan Türkeş'in TBMM'deki Konuşmaları" adlı kitap, ABD'nin 1960'ta Kürtçe alfabe hazırladığını ve Güneydoğu'da denemek istediğini gün yüzüne çıkardı.

Alfabe TSK'dan döndü
1960'ta Ankara'da NATO Şube Müdürlüğü'nde Kurmay Albay olarak görev yapan Türkeş, dönemin Genelkurmay 2. Başkanı Cevdet Sunay'ın önderliğinde 'olmayan alfabeyi üretme' çabasını engelliyor.

Başbuğ: Dilimiz Türkçe
Genelkurmay Başkanı, Zafer Haftası mesajında "Türkiye'nin dili Türkçedir" diyerek önemli bir vurgu yapmıştı.

ABD'nin Kürtçe alfabe talebi TSK'dan dönmüş
İktidarın "milli"dediği Kürt açılımını ABD ilk olarak 1960'lı yıllarda dayatmak istemiş. Amerikalı bir heyet Kürtçe alfabe hazırlayıp Güneydoğu'da uygulamak için TSK'dan izin istemiş

Haber: Fahit ERBOZ
İktidarın sözde Kürt açılımı çalışmaları "Doğu ve Güneydoğu Anadolu" bölgesinden gelen şehit haberlerinin gölgesinde devam ederken, projenin ABD kaynaklı bir proje olduğu iddiaları daha da güçleniyor. İktidarın açılım adı altında tartışmaya açtığı "Kürtçe eğitim, ikinci resmi dil, yer adları, alfabe" gibi dayatmaların ABD tarafından ilk kez 1960 yılında dillendirildiği ortaya çıktı. TBMM'de "Devlet Adamları Yayın Serisi" kapsamında basılan "Alparslan Türkeş'in TBMM'deki Konuşmaları" adlı kitap, ABD'nin 1960'ta Kürtçe alfabe hazırladığını ve Güneydoğu'da denemek istediğini gün yüzüne çıkardı.

1992'de deşifre etti
Kitapta, Türkeş'in, 28 Ağustos 1992'de Şırnak ve Güneydoğu'da devam eden olaylarla ilgili olarak TBMM'de yapılan genel görüşmede, "ABD, hazırladığı Kürtçe alfabeyi Güneydoğu'da tecrübe etmek için 1960'ta Genelkurmay Başkanlığı'ndan izin istedi" dediği ve Genelkurmay'ın bu talebi reddettiğini açıkladığı yer aldı. MHP'nin Meclis Grubu Müdürü Hüseyin Hüsnü Uğur'un derlediği kitaba göre Türkeş, "Kürtçe alfabe" konusunda TBMM'de şöyle konuşmuş:

O zaman kurmay albaydım
1960 yılında Ankara'da NATO Şube Müdürlüğü'nde Kurmay Albay olarak görev yaptığım sırada, Genelkurmay Başkanlığı'na Amerikan yardım Kurulu'ndan bir heyet geliyor. Genelkurmay Başkanlığı'nın Eğitim Dairesi'nde, o sıralarda bir okuma - yazma şubesi vardı. O zamanlar bu okuma - yazma şubesinin görevi, askere gelen genç vatandaşlarımızdan okuma - yazma bilmeyenlere, hem vatan vazifesini yaptırmak, hem de o vazife esnasında onlara okuma - yazma öğreterek, terhis oldukları zaman, memleketlerine okur - yazar olarak gitmelerini sağlamaktı. Bunu planlar, bununla meşgul olurdu. O sıralarda bu şubenin müdürü, sonradan korgeneral rütbesine kadar çıkmış olan - bugün rahmetli oldu, Allah rahmet eylesin- Kurmay Albay Mithat Ceylan beydi, sonra Paşa oldu, Mithat Ceylan Paşa.

Böyle ilmi araştırma mı olur?
Bu okuma - yazma şubesine Amerikan yardım kuruluşundan 3 kişilik bir heyet geliyor. Diyorlar ki, "Biz, ilmi araştırma yapıyoruz. Doğu Anadolu'da da ilmi araştırma yapmak istiyoruz. Bunun için bir Kürtçe alfabe düzenlendi Amerika'da. Bu alfabeyi doğuya gidip orada tecrübe etmek istiyoruz. Bunun için Genelkurmay'ın bize yardımcı olmasını, müsaade etmesini rica ediyoruz" O sırada Genelkurmay ikinci başkanı, sonradan Cumhurbaşkanımız olan rahmetli Orgeneral Cevdet Sunay Paşa idi. Mesele ona intikal ediyor, tabii bu, genelkurmayda duyuluyor, hepimizde bir infiale, öfkeye de sebep oluyor, "Bu ne demekmiş, nasıl ilmi araştırmaymış bu, buna ne gerek varmış ?" gibilerden ve Genelkurmay başkanı'nın da tasvibiyle reddediliyor.

Amaçları çok başka
Şimdi bir noktaya dikkatinizi çekmek istiyorum. 1960 yılında demek ki, "KÜRTÇE ALFABE" söz konusu değilmiş, yokmuş, ilmi araştırma yapacağız diye, dost, müttefik olduğumuz bir devletin askeri yardım kurulundan bir heyet geliyor, Genelkurmay başkanlığına müracaat ediyor. Yani meselelerin arkasında çeşitli devletlerin menfaatleri, hesapları vardır. Onların böyle hesapları ve menfaatleri olmayacak mı, olacak tabii. Bizi ilgilendiren asıl mesele, onların menfaatlerine, onların oyunlarına karşı gerekli tedbiri düşünmek, gerekli tedbiri alabilmektir.

Hedef ülkeyi zayıflatmak
Bölücülük meselesi arz ettiğim gibi siyasi sebebe dayanmaktadır. Hedef, Türkiye'yi zayıflatmak, Türkiye'yi yıkmaktır, Türk milletini imha etmektir. Son zamanlardaki gelişmeler, Sovyetler Birliği'nin dağılması, beş Türk cumhuriyetinin bağımsızlık ilan etmesi, balkanlarda bugün hala Osmanlı imparatorluğundan bu tarafa -oradan çekilmemize rağmen- 9 milyon Türk yaşıyor, bizim insanlarımız yaşıyor. Bu gelişmeler, bir çok devleti dış güçleri kaygılandırmaktadır.

Türkeş'in TBMM'deki konuşmalarını MHP'nin Meclis Grubu Müdürü Hüseyin Hüsnü Uğur derledi.

AKP'ye göre proje milli
Sözde Kürt sorunu açılımının dış kaynaklı olduğu iddiaları her geçen gün güçlenirken, iktidar üyeleri bu eleştirilere sert cevaplar vermişti

Başbakan Recep Tayyip ERDOĞAN: 'Kürt açılımı ABD'nin projesidir diyenler' bunu ispat ederlerse herşeye varım. Ama edemezlerse alçaktırlar, namussuzdurlar. Bu kadar ağır konuşuyorum.

Tamamen iç meselemiz
Dışişleri Bakanı Ahmet DAVUTOĞLU: Açılımlar konusunda Türkiye kendi içinde güçlü bir siyasi iradeye, gelişmekte olan güçlü bir toplumsal mutabakat zeminine ve görüş alışverişi zeminine sahiptir. Demokratik açılımlar konusu Türkiye'nin iç meselesidir.

Bunu kabul edemeyiz
AKP Grup Başkanvekili Bekir BozdaĞ: Bu proje milli bir projedir. Sayın bakan daha işin başında bunun bir devlet politikası olduğunu ifade etmiş, MGK'dan karar çıkmış. Bütün bunlara rağmen, Bahçeli'nin bunu bir ABD projesi olduğunu söylemesini kabul etmek mümkün değildir.

Geri zekalı işi
Başbakan Yardımcısı Bülent ARINÇ: 'Bu bir ABD projesidir' diyenler hayal görüyor. ABD'de bu tip kuruluşlarda eline kalem alan bir şeyler yazar. 'ABD'de yazılmış Türkiye'de AKP uyguluyor'demek biraz geri zekalı işi. Irak'tan çekilme süreci, Kuzey Irak'ın geleceği, Türkiye'yi en iyi şekilde düşünmeleri için yeterli. Konjonktürü iyi götürüyoruz.

Başbuğ da Türkçe vurgusu yapmıştı
Genelkurmay Başkanı İlker Başbuğ da iktidarın açılım adı altında Kürtçe ile ilgili atmayı planladığı adımlara karşı olduklarını açıklamıştı. Orgeneral Başbuğ, Zafer Haftası dolayısıyla yayınladığı mesajında, TSK'nın üniter yapının korunması konusunda taraf olduğunu belirterek şunları kaydetmişti: Anayasa'nın değiştirilmesi teklif bile edilemez olan 3'üncü maddesinde ifade edildiği gibi "Türkiye devleti, ülkesi ve milletiyle bölünmez bir bütündür. Dili Türkçe'dir." Türk Silahlı Kuvvetleri, ATATÜRK tarafından bizlere emanet edilen ve Anayasa'nın 3'üncü maddesinde de belirtildiği şekilde; Türkiye Cumhuriyeti'nin ulus-devlet ve üniter-devlet yapısının korunmasında taraftır ve taraf olmaya da devam edecektir.

Yorum (yok) Yorum yaz! | Etiketler : basbug

Sultan Giği (Geyik ) Dağı Tırmanışı

Sultan Giği (Geyik ) Dağı Tırmanışı

Orta Toroslar’da, Yedikaza Yaylaları’nın en yükseğidir Geyik Dağı. Bu dağlarda ayak izim var, çarık eskim var, otlarını, taşlarını, çiçeklerini ve insanlarını tanırım bu dağların. Akseki, Hadim, Bozkır, Gündoğmuş arasındaki Yedikaza Yaylaları’nın havası da, göçleri de bir başkadır. Her göçerin bir yaylası, bir yayla tanımı vardır. Yayla deyince benim için Susambeli’dir, Göçen Boğazı’dır, Eğrigöl’dür, Söbüçimen’dir, Göktepe’dir.

Yazı-Fotoğraf: Ali Çetin

 

Eskilerde göçerler en erken bir haftada giderlerdi yaylaya. Deve kervanları boy boy, keçi, koyun sürüleri çanlarıyla ve Yörük delikanlıları, külot pantolonlarını (pontul) giyip, elleri pıynar sopalı sürülerin önünde dimdik kasılarak yürürlerdi yayla yollarında. Arkadan da gelin gibi süslenmiş Yörük kızları çekiverirlerdi develeri göç yollarına.
 
 
Yörükler için yayla, güzellik, hareket, canlanma, bahar demektir. Bahar ayları Toroslar canlanıp, mor sümbüllü çiçeklere, yemyeşil otlara bezenince ve akıverince şırıl şırıl kar suları derelerden, gözü gönlü açılır göçerin. Ve de sadece göçerin değil, devesinin de, koyununun da, keçisinin de gözü, gönlü açılıverir. Yani tümden canlanır doğa, tümden keyiflenir yaşam.
 
 
Gündoğmuş'u geçince Torosların girişinde, Kuruca Yaylası uzanıveriyor önümüzde upuzun. Burası, Toroslar'a tek geçit veren boğaz. Kuruca'ya girince tüm dağlar dimdik durur karşınızda. Kuruca baharda çekici, heybetli, sonbaharda ürkütücüdür, sessizdir. Kuruca'da tam karşıda sedir ve ardıçlarıyla Karaçal Dağı karşılar, onunda arkasında Susambeli'nin üstünde 2816 m yükseklikte Çürükdağ durur, sivri ve heybetli.
 
 
Kuruca'yı geçip Kaynarca Boğazı'na girince sola kıvrılırsan Susambeli'ne ve Susambeli yaylalarına, sağa kıvrılırsan Göçen Boğazı'na gidersin. Kaynarca Boğazı'na girince her iki yanda Bizans'dan, Selçuklu'dan kalma taş döşeme iki yol vardır. Bu yollara devrent denir. Bu yollar Bizans'ı, Selçuklu'yu, Osmanlı'yı ve de göçerleri söyler.
 
Teknoloji gittiği tüm dağları bozmuş, kirletmiş. Ne devrent kalmış Kaynarca Boğazı'nda, ne kervanlar, nede devrentte seken atların ayak sesleri, nede allı pullu giyinmiş Yörük kızları. Ama bıçkın Yörük delikanlıları ellerinde sopa yerine cep telefonlarıyla, uzun saçları ve afilli giyimleriyle keçilerin önünde gitmekteler.

Dağlar sitemkâr, kuşlar tedirgin uçar olmuş Toroslar'da.

Kızıloluk'a varınca güneyde Oğuz Yaylası sedirleriyle uzanıveriyor. Oğuz Yaylası'nın güneydoğusunda karlarıyla Barçın Akdağ, güney batısında Karayılan Dağı ve tam doğusunda Sultangiği Dağı. Giği Dağı yemyeşil dimdik durur Oğuz Yaylası'nın üstünde. Giği, 2877 m ile bölgenin en yüksek dağıdır.
 
 
Göçen Boğazı'ndan sağa tırmanıyoruz. Kuzeyimizde eşsiz bir vadi, yemyeşil çayırlar, karlı mı karlı dağlar, irili ufaklı kar gölleri. Göllerin etrafı, koyun ve keçi sürüleriyle canlı mı, canlı. Bir süre sonra boğazdan geçip birden Eğrigöl'ün eşsiz manzarasıyla karşılaşıyoruz. Eğrigöl, Giği Dağı'nın eteklerinde, Giği'nin kar sularıyla besleniyor. Gölün yarısı nilüfer çiçekleriyle kaplı, etrafında şırıl şırıl pınarlar ve gölün içinde rengârenk balıklar. Yedikaza Yayları'na gelinirde Eğrigöl görülmez olunur mu? Burası doğanın sunduğu bir görsellik harikası.
 
Kampımız için Eğrigöl'ün hemen yanına Kaynarmuar'ın önünü seçiyoruz. Her yan çayır, yemyeşil. Kaynarmuar, gümbür gümbür kaynıyor, buz gibi suyu, kana kana içiyoruz.
Gece gökyüzü bir harika, pırıl pırıl, uzansak yıldızları tutacağız. Gökyüzündeki tüm yıldızları tek tek görüyoruz sanki. Ay parlak mı, parlak. Giği Dağı karlı pırıl pırıl parlıyor. Eğrigöl'ün gecesi de bir başka, Giği Dağı'nın (Geyik) ayıda bir başka doğuyor ve bir başka oluyor Söbüçimen Yaylası'nın mehtabı. Sonra tüm parlaklığıyla sabahyıldızı doğuveriyor. Ay'ın Giği İle sevdası da bir başka görsellik sunuyor bize. Dolunay tüm parlaklığıyla yavaş yavaş salınıp bizden önce Giği Dağı'nın zirvesine varıyor. Sanki öpüyorlar Giği Dağı ile birbirlerini. Bu dolunay sadece Giği'nin ayı.
 

Tırmanıyoruz Giği Dağı'na doğru. Giği Dağı cıvıl cıvıl, her yanı keçi ve koyun sürüleriyle dolu, sabahın sessizliğini çoban sesleriyle, çan sesleri bozuyor. Türkü söylüyor Orta Toroslar. Çiçekleri, çobanları, suları sevdalı buranın, her taşında, her çiçeğinde sevda izi var bu dağların.

Temmuz ayının sonları. Giği Dağı'nın zirvesine bahar yeni gelmiş, yeni yeni eriyor upuzun yatan karlar. Daha yeni yeni açıyor dağ laleleri, çiğdemler. Bir yanda Akdeniz'e doğru uzun bir görünüm, bir yanda Mersin, Karaman, Konya çevresi.
 

Efsaneye göre Konya'lı Bayram Ali hoca diye birisi varmış. Bayram Ali hocanın Giği Sultan adında birde kızı. Giği Sultan birine sevdalanmış. Ama Bayram Ali hoca, Giği Sultan'ı başka birisiyle evlendirmek istemiş. Giği Sultan sevdalısına varmayınca kaçmış. Günlerce aramışlar. Efsane buya, yıllar sonra bir çoban Giği Sultan'ın başörtüsünü, entarisini, bu dağın zirvesindeki delikte bulmuş. O günden bu güne derler ki, Giği Sultan bu zirveden gökyüzüne yükseldi. O günden sonra bu zirvenin adı Sultanana Giği Dağı kalmış. Çocuğu olmayanlar, mutsuz olanlar bu dağa gelip dua ediyorlar, adak adıyorlar.

Beş saatte çıkıyoruz zirveye. Zirve soğuk. Halkımız taş taş üstüne koyup, bir türbe oluşturmuş kendine, bizde soğuktan korunmak için taşların arasına türbenin ortasına oturup, kahvaltımızı yapıyoruz. Yarım saatlik bir moladan sonra güney sırtlarından dönüşe başladık. Karların üzerinden keçi yollarını izleyerek dönüyoruz. Her yan karla kaplı. Oldukça uzun ve oldukça dik bir kardan tedbir alarak çarşağı geçiyoruz. Sonra rahat bir patikadan Söbüçimen Yaylası'na geliyoruz..
 

Söbüçimen Yaylası oldukça ilginç bir vadi. Sularıyla hem Alara Çayı'nı, hem de Göksu Çayı'nı besliyor. Söbüçimen Yaylası'nın suları çayırların içinden kaynayarak çıkıyor. Güney batıya doğru akıp, düdenlere girenler Alara Çayı'na akıyor. Güney doğuya doğru kıvrılanlar ise yine düdenlere girip, dağın arkasından kaynayarak Göksu Çayı'nı başlatıyor. Göksu'ya giden derenin ilk çıkışını, düdene girişini ve dağın arkasından yeniden kaynayarak çıkışını ve Göksu olup akışını görüyoruz. Ve insana zevk veriyor doğa, mutluluk veriyor, bilgi veriyor.

Dağlar bizi bir kez daha alıp götürdü doğanın derinliklerine. Bir kez daha geniş ufuktan baktık dünyaya, tüm yorgunluğa karşın mutlu döndük Giği Dağı'ndan.

Yorum (yok) Yorum yaz! | Etiketler : toroslar

Atatürk'ten muhteşem bir ders !



Konu azınlıklar. İnönü bir yasa çıkarmaya hazırlanıyor. Atatürk'ün huzuruna çıkıyor. Bu muhteşem anekdotu okuyun deriz!
 Bugünlerde "özür diliyoruz" kampanyası ile Türkiye yine bir "azınlık" sendromu yaşamaya başladı. İşte bu dönemde Atatürk ile İnönü arasında yaşanan bir olay ders niteliğinde.
 
Başbakan İnönü saat 18.00 sularında Florya Köşkü'nde Atatürk'ü ziyaret etmiş:
 
ATATÜRK - Hayırdır İsmet... Habersiz geldin.
İsmet İnönü - Paşam, azınlıklar meselesi.... Konuyu Meclis'e getireceğiz.. . Ne diyorsunuz?
ATATÜRK - İsmet bugün geç oldu... Yarın sabah erkenden gel, konuşalım.
 
İnönü çıkınca Atatürk "bütün görevlileri" toplamış:
ATATÜRK - Sadece laleler kalsın... Bahçedeki diğer bütün çiçekleri sökün, atın... Derhal.
 
İsmet İnönü sabah gelmiş, bahçenin "halini" görmüş ve "görevlilere" sormuş:
İsmet İnönü - Ne oldu böyle?
Görevli- Gazi Paşa Hazretleri emrettiler, söktük..
 
Başbakan İnönü, Cumhurbaşkanı Atatürk'ün odasına girmiş:
İsmet İnönü - Paşam, bahçenin durumu nedir?
ATATÜRK - Azınlıkları söküp attım İsmet.
 
İnönü "anladım" dercesine başını öne eğmiş:
 
ATATÜRK: - İsmet, ben "Ne Mutlu Türküm Diyene" sözünü boş yere söylemedim.... .
Kendini Türk hisseden herkes bu vatanın öz evladı... Ben hayatta olduğum sürece bu böyle bilinsin... Ve sakın azınlıklar ile ilgili bir kanun çıkarılmasın.

Yorum (yok) Yorum yaz! | Etiketler : alanya

NE MUTLU TÜRKÜM DİYENE

80 YIL ÖNCE



'Ne mutlu Türküm diyene'
M.K. ATATÜRK




80 YIL SONRA



'Sen ne mutlu Türküm dersen oda ne mutlu kürdüm der. Türklük yerine Türkiyelilik bilinci yerleştirilmelidir.'
Tayyip Erdoğan





'Cumhuriyetin ilanı İstanbul un tarihi değerini ve saygınlığını düşürmüştür.'
Kadir Topbaş







Kürtlerin geleceği ve özgürlüğü için Türk askerinin kanının oluk oluk akması gerekir.'
Leyla Zana




Toprak tek başına bir anlam ifade etmiyor. APO Türklere Allahın bir lütfüdür.
İnsanları öldürmek yerine Kürtlere istedikleri toprakları vermek gerekir.'
Ahmet Altan

Atatürk öldüğünden beri hala zenginlik ve özgürlük üretemiyorsak sebebi Kemalizm'dir. '
Ahmet Altan


Memleketi bir çift kadın memesine satarım.'
Ahmet Altan




Türkiye, sadece Türklere bırakılmayacak kadar önemli bir ülkedir.'
M.Ali Birand






Vatan sevgisi nedir ki? Vatanı seveceğinize gidin evde karınızı sevin.'
Çetin Altan







Kimse söylemiyor bari ben söyleyeyim. Türkiye'de 1 milyon Ermeniyle 30 bin Kürt katledildi.'
Orhan Pamuk






Türk Silahlı Kuvvetlerine karşı sırtımızı Amerika'ya dönmeliyiz.'
Fetullah Gülen






Boğazlar milletler arası bir komisyona devredilmelidir. '
Rahmi Koç

Yorum (yok) Yorum yaz! | Etiketler : TÜRKİYE